Sınır ve vatandaşlık politikalarında giderek daha temkinli bir çizgiye yönelen Avrupa Birliği’nin bu yaklaşımı yatırım yoluyla vatandaşlık veya oturum izni sağlayan programlara yönelik müdahalelerde somutlaşıyor. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Malta’nın “Altın Pasaport” programını hukuka aykırı bulan kararının gölgesinde yalnızca üye devletlerin değil, birlik üyesi olmayan ülkelerin göç politikaları da şekilleniyor
Bir süredir göçmenlik düzenlemelerini sıkılaştıran Gürcistan’ın bu adımında Avrupa Birliği (AB) ile vize serbestisi konusundaki gerilimin payı var mı? Ülke yetkilileri, oturum izni için asgarî yatırım tutarındaki artış da dahil olmak üzere göç sisteminde yaptıkları kapsamlı değişiklikleri, ülkeye giriş yapan yabancı sayısıyla resmî kayıtlar arasındaki uyumsuzlukla gerekçelendirmişti. Ancak yatırım göçü sektöründen haberlere odaklı kaynaklar, bu gelişmede AB’nin dolaylı etkisinin de olabileceğini öne sürüyor.
Investment Migration Insider’da (IMI) yayımlanan yazısında Moustafa Daly, Gürcistan’ın 2017’de Schengen Bölgesi’ne kısa süreli vizesiz seyahat hakkı elde ettiğini ve Brüksel’den son dönemde uyarılar aldığını hatırlatıyor. Avrupa Komisyonu Aralık 2025’te Gürcistan’ı demokratik standartlardaki gerileme ve Çin başta olmak üzere AB’nin vize uyguladığı 26 ülkeye tek taraflı vizesiz giriş hakkı tanıması nedeniyle eleştirmişti.
Son yıllarda AB ile üye olmayan ülkeler arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda da tartışmalar çoğu zaman sınır yönetimi ve vize politikalarına uzanıyor. Avrupa Komisyonu’nun hayata geçirdiği Avrupa Seyahat Bilgi ve Yetkilendirme Sistemi (ETIAS) konulu haberler buna örnek olarak gösterilebilir. Komisyon, sistemi Schengen sınır kontrollerini daha modern ve verimli hâle getirecek bir adım olarak savunurken, bazı uzmanlar bunu Avrupa’nın sınır politikalarında daha temkinli ve güvenlik odaklı bir çizgiye yöneldiğinin işareti olarak değerlendiriyor.
Ancak bu eğilim en belirgin hâlini AB çatısındaki kurumların bazı üye ülkelerin yatırım karşılığı vatandaşlık veya oturum izni programlarına tepkilerini konu alan haberlerde alıyor. 2023’te gayrimenkul yatırımı karşılığı oturum izni sağlayan programını sonlandıran Portekiz, kararını konut fiyatlarındaki artış ve barınma krizine dayandırmıştı. Bununla birlikte uluslararası basın, AB’nin bu tür programlara yönelik uzun süredir devam eden eleştirilerinin de karar üzerinde etkili olduğuna dikkat çekti. Deutsche Welle’ye konuşan Portekizli Sosyalist siyasetçi ve eski Avrupa Parlamentosu üyesi Ana Gomes, “Altın Vize’nin kaldırılması sevindirici. En başta yürürlüğe sokulmamalıydı” ifadelerini kullanmıştı.
Portekiz’le aynı yıl yatırımcı göçmen programını sonlandıran İrlanda ise AB boyutuna daha açık atıfta bulundu. Dönemin Adalet Bakanı Simon Harris, Avrupa Komisyonu’nun üye devletlere yatırım karşılığı vatandaşlık programlarını sona erdirme yönündeki çağrısının kararlarında etkili olduğunu belirtmişti.
Elbette AB’nin bu alandaki en sert müdahalesi ise Malta’nın “Altın Pasaport” programına karşı açılan davada görüldü. Birlik bünyesindeki en yüksek mahkeme Avrupa Adalet Divanı üç yıllık bir dava sürecinin ardından Nisan 2025’te verdiği kararda yatırım karşılığı vatandaşlığın önceden belirlenmiş mali katkılar üzerinden otomatik bir hak gibi sunulamayacağını ve AB vatandaşlığının salt ekonomik bir işlem niteliğine indirgenemeyeceğini vurguladı. Mahkeme böylece Avrupa Komisyonu’nun görüşünü haklı bulmuş oldu.
AB kurumlarının itirazları yalnızca güvenlik kaygılarına değil, vatandaşlık kavramının ticarileşmesi meselesine de dayanıyor. Avrupa Parlamentosu’nun içişleri ve temel haklardan sorumlu LIBE Komitesi’nin 2022 tarihli yasama girişimi raporunda; AB vatandaşlığının niteliği, eşitlik ilkesi, güvenlik soruşturmalarındaki olası zayıflıklar ve makroekonomik riskler gibi başlıklara dikkat çekilmişti. Aynı yıl Avrupa Komisyonu da bir tavsiye yayımlayarak üye devletlerden yatırım karşılığı vatandaşlık programlarını sonlandırmalarını ve oturum izni programlarında daha sıkı denetim uygulamalarını istemişti. Tavsiye ayrıca, AB’nin kısıtlayıcı tedbirlerine tabi olan ya da Rus hükümetinin Ukrayna’daki savaş politikalarını veya Belarus’taki Aleksandr Lukaşenko rejimini desteklediği kanıtlanmış kişilere verilen vatandaşlıkların yeniden değerlendirilmesi çağrısını da içeriyordu.
Bu tartışmalarda zaman zaman referans gösterilen 2019 tarihli Tjebbes (C-221/17) kararı ise doğrudan yatırım karşılığı vatandaşlıkla ilgili olmasa da, AB vatandaşlığının kaybı durumlarında orantılılık ilkesinin gözetilmesi gerektiğini ortaya koymuştu. Karar, üye devletlerin vatandaşlık alanındaki takdir yetkisinin AB hukuku çerçevesinde tamamen sınırsız olmadığı yönündeki yaklaşımı güçlendiren içtihatlardan biri olarak değerlendiriliyor.


